Tire

5 Aralık 2008 · Zehra Arslan

İzmir’e 80 km mesafede hala eski geleneklerin yaşatıldığı bir ilçedir Tire. Gitmeden önce çok tipik bir Ege yerleşimi bekliyordum ancak daha farklı havası olan bir yerle karşılaştım. Beklediğimin dışında olması bana hoş bir

sürpriz oldu ve Tire’de olmaktan çok keyif aldım. İlk yaptığımız iş meydandaki köftecilere uğrayarak köfte yemek oldu. Tire köftesi minik şişlere dizilmiş bir şekilde közlenip tereyağ ile pişiriliyor daha sonra yoğurt, domates ve maydanoz ile servis ediliyor. Fakat tereyağ ile pişirildiğindenmi yoksa eti sevmediğimden mi bilemiyorum bana biraz ağır geldi. Yiyenler oldukça beğeniyor, hatta dondurulmuş halini paketletip evlerine götürüyorlar. Bu durumda ben size deneyip görün derim, bu iş damak zevki işi.

Yemekten sonra sadece Tire’de oynandığını öğrendiğimiz karambol oyununun nasıl oynandığını görmek istedik. Eskiden çok yaygın olup ilginç bir geşmişe sahip olan bu oyun bugün sadece 2-3 yerde oynanmakta. II. Beyazıt fermanı ile İspanya’dan, Türkiye’ye kabul edilen musevilerin en çok yerleştirildikleri yerlerden biri Aydın ve çevresi olmuş. Bu oyunu Tire ile tanıştıranda Museviler olmuş. Bugün Tire’de bu oyunu görebileceğiniz en büyük mekan Alay Parkı.

Oyunda bilardo toplarına benzer toplar özel vuruş teknikleri ile hedefe yönlendiriliyor. Toplara “Meşe” adı veriliyor en gözde olan toplar şimşir ağacından yapılanlar. Şimşir ağacı oldukça dayanıklı olduğu için bu topların dayanma süresi 50-60 yılı buluyor. Meşe’nin yanı sıra dört adet “lek” denilen tahtadan imal edilmiş toplar sahaya belirli aralıklarla dikilerek küçük hedefler olarak kullanılıyor. Oyuncular asıl topları olan meşelerini zaman zaman kadife bir bez ile parlatarak ya da zeytin yağında birkaç gün dinlendirerek bakım yapıyorlar. Saha 4×12 metrelik parlatılmış bir beton zemin. Oyun ikili veya eşli olarak 4 kişi tarafından oynanıyor. Oyunun amacı lek adı verilen topları vurarak oyuna devam etmek.

Yemek yediğimiz yerde hala eski el sanatlarının burada devam ettiğini öğreniyoruz ve ara sokaklarda kaybolmak üzere gezmeye başlıyoruz. Önce semercileri görüyoruz. Artık işlerinin bitmek üzere olduğundan yakınıyorlar. Eskisi kadar çok at ve eşek kalmadığı için onlarda eskisi kadar semer yapmıyorlarmış. Birinin dükkanından içeri giriyoruz arkadaşları ile çay sohbetinde, bizim için poz verip semerin üzerinde çalışmasını rica ediyoruz. Sizin için yapar gibi yapayım ama elimdekileri satamadığım için artık üretmiyorum, diyor. O anda önemli bir iş yaptığımızı düşünüyorum belkide seneye geldiğimizde bu dükkan burada olmayacak ve biz bugün tarihi çekmiş olacağız. Birazda içim burkuluyor, teknoloji güzel birşey, hayatımıza kolaylıklar getiriyor ama teknoloji ile bu geleneksel yapının bozulup yok olması bana burukluk veriyor. Hemen karşı dükkanda bir keçeci görüyoruz ama içeride çalışan kimse yok ve yapılılp asılmış olan keçeler daha çok turistik amaçlı halı, kilim gibi ürünler. Onun yanında bir bakırcı var fakat oradada ateş yanmıyor, malesef onunda fotoğrafını çekemiyoruz. Çarşının içinde eskiden han olarak kullanılan ama bugün pek bakımlı olmayan Ali Efe Han’nın içine giriyoruz. Eskiden alt katına atlar bağlanır üst katlardaki odalarda pazara mal getiren tüccarlar kalırmış. Ancak bugün malesef harabe olmuş durumda ve içinde bir kaç yarış atı ile bir kaç horozdan başka bir şey yok. Hemen yanı başında eski bir kahvehane yer alıyor. Kahvehanenin içindeki kolonlar ve ayna orjinal malzemeler olup bugüne kadar gelmişler. Burada oturup bir çay içmenizi tavsiye edrim oldukça keyifli bir yer. Çarşının içinden biraz daha evlerin yoğun olduğu bölüme doğru yürümeye başlıyoruz. Önümüze güzel bir açık hava müzesi çıkıyor. Bir yanda eski konaklar bir yanda çocukluğumuzda kalan tek katlı bahçeli rengarenk boyalı bitişik nizam inşa edilmiş evler, kapı önlerinde sohbet edip çay içen kadınlar, ip atlayan kız çocukları, arabasız sokaklarda bisiklete binen çocuklar. Beni bir anda çocukluğuma alıp götürdü.

Sokağın içinde küçük beyaz boyalı bir dükkan gördük kapıdan içeri süzüldüğümüzde içeride yorgan diken 3 kişiyle karşılaştık. Hemen asıldık deklanşörlere çektikçe çektik sağolsunlar onlarda bir sürü poz verdiler. Kendilerine fotoğraflarını gönderme sözü verdik, eve döndüğümüzde aralarından beğendiklerimizi seçip bastırdık, fotoğraflar gönderilmek üzere beklemedeler. Tam dönmeye karar vermiştik ki, oraya bir daha gitmem için büyük bir sebep olan nalbant dükkanını gördük. Bir süre belki bir at gelirde nal çakılır diye bekledik ama nafile. İnsanlar sadece Tire’ye pazara indiği günlerde nalbanta uğrar olmuşlar. Nalbantı atı nallarken çekmek hayali ile tekrar Tire’ye gideceğim günü bekliyorum. Tire pazarıda çok meşhur bir pazar kurulduğu gün İzmir’den alışverişe gelenler oluyormuş. Bu pazar her hafta salı günleri kuruluyor. Bir de Derekahve denen ortasından suların aktığı yan tarafında yemek yiyebileceğiniz güzel bir mesire yeri var. Arabayla gidebileceğiniz ve ot yemekleri yiyebileceğiniz bir başka adres de Kaplan Lokantası. Ancak pazartesi günleri kapalı. İzmir’e gittiğinizde bir gününüz varsa mutlaka ama mutlaka Tire’yi görmelisiniz, beni şaşırttığı gibi sizide şaşırtacak ve eskilere alıp götürecek. İzmir’den trenle Tire’ye gelebilirsiniz. Her gün karşılıklı bir kaç sefer yapılıyor.

Tire

İzmir’e 80 km mesafede hala eski geleneklerin yaşatıldığı bir ilçedir Tire. Gitmeden önce çok tipik bir…

azgezmis.com

Yorumlar

  • Teşekkürler gözlemleriniz için.

Yorumunuz?

Yeni yazılardan haberdar olmak için lütfen email adresinizi ekleyin ve onaylayın.