Brüksel

10 Kasım 2010 · Zehra Arslan

Belçika’ya giderken aslında tek görmek istediğim yer Brugge’du. Fakat oraya kadar gitmişken hele uçakla Brüskel havalimanına inmişken Brüksel’i görmemek olmazdı. Brüksel’de her şeyi bir arada görebileceğiniz tek bir yer var o da Grand Place. Burası ingilizce adından da anlaşılacağı gibi muhteşem bir alan ve gözünüzün görebildiği her yer tarihi binalar ile dolu. Meydanın tarihi 1400’lü yılların ortalarına kadar gidiyor. Ancak 1695 yılında Fransa’nın Belçika’ya saldırması ile bugünkü Grand Place neredeyse tamamen yerle bir oluyor. Bu yılı takip eden 4 yıl boyunca meydandaki binalar yeniden inşa ediliyor. Bugün ise meydana adımınızı atar atmaz kendinizi 1700’li yılların içinde buluyorsunuz.

Belçika, Avrupa ülkelerinin büyük bir çoğunluğu gibi az bir nüfüsa sahip; ancak buna rağmen halkının bir kısmı Fransızca bir kısmı da Hollandaca konuşuyor. Aynı ülkenin vatandaşları birbirlerini malesef anlamıyorlar. Konuşulan dillere göre bölgelere ayrılmış durumdalar. Almanya sınırına yakın küçük bir topluluk ta Almanca konuşuyor ve bazı iç işlerinde bağımsızlar. Ancak Brüksel’de resmi dil hem Fransızca hem de Flemenkce olarak kabul edilmiş. Yani Brüksel’in Grand Place meydanında her iki dil de geçerli.

Meydanın bir yanında kralın evi, diğer yanında parlemento binası ve geçmişte farklı amaçlarla kullanılmış diğer bir çok bina bugün küçük restaurantlara dönüşmüş, bunların arasında saatlerce gezebilirsiniz. Meydanın arkalarında bir kaç küçük dar sokak var. Buralarda her türlü deniz mahsülünü ve Belçika’nın meşhur patates kızartmasını yiyebileceğiniz restaurantlar göreceksiniz. Bu sokaklardan biri Beenhouwers, burada oturup rahatlıkla yemek yiyebilirsiniz. Farklı restaurantlarda farklı menüler var ancak en yükseği kişi başı 20 € en alta doğru gittiğinizde kişi başı 9 €’ya menü buluyorsunuz. 20€ ’luk ve 9 € luk restaurant arasında pek fark yok aslında, sadece menünün içeriği farklı. Hepsi temiz ve düzenli yerler, içiniz rahat bir şekilde yemek yiyebilirsiniz.

Bu dar sokakların kesiştiği noktada Galerie De La Reine karşınıza çıkacak. Bu bina geçmişte olduğu gibi bugün de bir alışveriş merkezi. Binanın faaaliyete geçme tarihi 1847. Bina, sizi gerçekden inşa edildiği yıllara götürecek kadar iyi korunmuş, içindeki dükkanların dekorasyonu sanki geçmişde yapılmış ve hiç bozulmadan kalmış gibi. İlk açıldığı yıl olan 1847’de bir alışveriş arkadı olarak düşünülmüş, bugün de aynı işlevini sürdüyor. Binanın üzeri metal ve cam birlikte kullanılarak kapatılmış. 1800’lü yıllarda bu tipte inşa edilen ilk bina özelliğidini de taşıyor. Galerie De La Reine’de bol bol çikolatacı dükkanı var. Bunların içinde en uygun fiyatlı olanı Le Belgique Gourmande, galerinin içindeki 17 nolu mağaza. Bu çikolata mağazalarının çikolata sevmeyenlerin bile cezbedeceğine eminim. Kapıdan içeri adımınızı atarken mis gibi bir koku burnunuzdan içeri dolmaya başlıyor. İçeride üst üste yığılmış, değişik kaplara konmuş ve değişik şekiller verilmiş bir sürü çikolata satın alınmayı bekliyor. Elinize alacağınız paketlere kendiniz istediğiniz kadar alıp tartırıyorsunuz. Her mağazada 100 gr fiyatı verilmiş en pahalısının 100 gramı 5 € en ucuzu ise 3,50 €.

Brüksel’de neredeyse göreceğiniz her şey eski şehrin etrafında toplanmış durumda. Bu meydanın karşı kaldırımında Manneken Pis adı ile bilinen bronzdan küçük bir çocuk heykeli yer alıyor. Heykelin yerini ararken bir sokak ressamına sorduğumda çok güzel bir tarifi oldu. İlk sağa dön, köşe başında anlam veremeyeceğin bir kalabalık ellerini çenelerine koymuş öylece küçücük bir şeye bakıyorlar. İşte o şey Manneken Pis heykeli dedi. Gerçekden de heykeli bulduğumuzda tıpkı ressamın tarif ettiği gibi bir manzara ile karşılaştık. Heykel tahminlerimizden daha da küçükdü. Heykel ile ilgili bir çok değişik hikaye anlatılıyor. Benim en sevdiğim ise 14. yüzyıla ait olan hikaye. Bu tarihde ülke yabancı güçler tarafından kuşatma altına alınmış ve bu güçler şehri ele geçirmek için şehir duvarlarını patlatarak yangın çıkarmayı hedeflemişler. Bu küçük çocuk düşmanların yanık bıraktığı fitilin üzerine işeyerek söndürmüş ve kenti yanmakdan kurtarmış. Bu nedenle bugün heykelin durduğu yerde hala işemeye devam eder pozisyonda. Ancak bu heykel talihsizliğe uğrayarak bir kaç kere çalınmış. Bugün meydanda bulunan heykelin tarihi 1619.

Brüksel’e kadar gelmişken vaktiniz varsa belki bir kaç fotoğrafını çekmek isteyeceğiniz bir eser de Atomium olabilir. Ancak burayı en son güne bırakmanızı tavsiye ederim. Eğer vaktiniz kalırsa gidin. Bu alan 1958 Brüksel fuarı için inşa edilmiş. Yerden yüksekliği 102 metre. Birbirine bağlanan 9 adet çelik küreden oluşan bir yapı. Kürelerin iç kısımlarındaki bağlantılar yürüyen merdivenlerle yapılmış. En üstedeki çelik küreden Brüksel’i seyredebilirsiniz.

Brüksel’i tepeden görmek isterseniz antikacılar çarşısının üzerindeki terasa çıkmanız gerekiyor. Buradan Atomium’u ve neredeyse şehrin %60’ını görebilirsiniz. Seyir terasından bir asansör ile alt sokağa inip buradan antikacıların bulunduğu caddeleri gezebilirsiniz. Yanlız antikacıların çok ucuz olmadığını belirtmem gerek. Sattıkları eserlerin bir kısmıda yeni yapılmış sanatsal ürünler.

Bir çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi Belçika’da da konaklama çok ucuz değil. Ancak biraz araştırırsanız temiz ve ucuz seçenekleri her zaman bulabiliyorsunuz. Grand Place bölgesine yürüme mesafesi 15-20 dakika olan tertemiz bir aile oteli keşfettik. Hotel Neufchatel’in sadece 11 odası olduğu için gitmeye karar verdiğinizde erken rezervasyon yapmamız gerekti. Bu otelin kişi başı fiyatı gecelik 34 € civarında buna kahvaltı dahil. Kahvaltı da hiç de fena değil. Şehir içinde dolaşırken aldığınız bilet ile metro, tramvay ve otobüse binebiliyorsunuz. Bir saat boyunca aynı biletle farklı araçlara inip binmek mümkün. Toplu bilet aldığınızda örneğin 7 adet alırsanız daha karlı çıkıyorsunuz. Ancak bilet makinaları yabancı kredi kartlarını tanımıyor. Otomatlara bozuk para atmanız gerekiyor. Hafif raylı sistem ile şehrin bir çok bölgesine gidebilirsiniz. Havalimanından şehre inmek için ise en çabuk yol metro. Şehre tek yön gidiş ücreti 5.20 €.

Brüksel

Belçika’ya giderken aslında tek görmek istediğim yer Brugge’du. Fakat oraya kadar gitmişken hele uçakla Brüskel havalimanına…

azgezmis.com

Yorumlar

  • YAzınızı merakla okudum. Ben de Belçika’ya gitmeyi planlıyorum. Siz hangi havayolu şirketini önerirsiniz?

    • Ferit Bey,
      biz Pegasus ile uçmuştuk ancak şimdi bir çok hesaplı havayolu bulmanız mümkün.

Yorumunuz?

Yeni yazılardan haberdar olmak için lütfen email adresinizi ekleyin ve onaylayın.