Uzun süre önce planladığımız Azgezmiş Küba Fotoğraf Gezisi başladı, bir süre buralarda olamayacağız. 28 Kasım'da dönmeyi planlıyoruz. Mesajlarınıza ve yorumlarınıza bu süre içerisinde cevap veremeyeceğiz, döndüğümüzde görüşmek üzere...

Budapeşte

Bu şehre gitmeden önce hep Prag gibi bir yer düşündüm. Fazlaca beklenti ile gittim sanırım, ilk gördüğümde Prag’ı gören burayı görmese de olur dedim. Aslında haksızlık ettim, Budapeşte kendine has bir güzelliğe sahip. Geri döndüğümde fotoğraflara bakarken bunu anladım. Budapeşte’de ilk gittiğimiz yer Buda tarafında yer alan şehrin neredeyse tamamına hakim olan Gellert tepesi oldu. Bu tepeden köprüleri ve neredeyse tüm şehri

seyretmek mümkün. Bu tepede Bishop Gellert’in bir heykeli var. Bu kişi Macar’ların hristiyanlığa geçmelerinde rol oynamış. Başlangıçda Pagan olan Macarlar kendilerine sorulmadan hıristiyanlığı zorla kabul etmek zorunda kalmışlar. M.S 1000 yıllarında Macar kralı St. Stephen bir misyoner olan St. Gellert’i Macaristan’a davet etmiş bu kişi krala Macarların hıristiyanlığı kabul ettiğine dair bir kağıt imzalatmış ve Macarlar istemeden hristıyanlığa geçmişler. Buna kızan Paganistler St. Gellert’i bir fıçının içine koyarak bu tepeden aşağı yuvarlamışlar ve o günden sonra bu tepenin adı Gellert tepesi olarak anılmaya başlamış. Bu arada Budapeşte, Buda ve Peşte olarak anılıyor. 1873 yılında Budin ve Peşte şehirlerinin birleşiminden ortaya çıkan bir başkent. Buda tarafı biraz tepelik olduğu için bu bölümden Tuna nehrinin diğer yakasındaki düzlük bir alana kurulmuş olan Peşte şehrinin izlemek mümkün.


İkinci olarak “Fisherman’s Bastion” yani balıkçılar burcunu ziyaret ettik. Burasıda Tuna Nehri kıyısında neo gotik ve neo barok tarzında inşa edilmiş bir burç. Burada 7 tane kule mevcut bu kuleler 7 Macar boyunu temsil ediyor. Bu yapının başlangıç yılı 1895 olup yapımı 1902 yılında tamamlanmış. Burçlar oldukça estetik ve akşam güneşi üstlerine vurduğunda da oldukça fotografik oluyorlar. Burada şehri seyrederken birşeyler yiyebileceğiniz ve canlı keman dinleyebileceğiniz

hoş bir kafe var. Burcun içinde ayrıca Matthias kilisesi yer alıyor. 1015 yılına tarihlenen kilisenin çatısı Macar çinileri ile kaplı. Oldukça büyük bir kilise. Kanuni Sultan Süleymen Budapaşteyi feth ettiğinde bu kilise camiye çevrilip bir süre cami olarak kullanılmış. Bugün bu meydan tüm turistlerin uğrak yeri, aynı zamanda sanatını sergilemek isteyen Macarların’da turistlere sanatlarını sergileyip gelir elde ettikleri oldukça canlı bir yer. Macaristan’da neredeyse her köşe başında keman çalan birini görmeniz mümkün. Sanata olan düşkünlükleri hemen belli oluyor. Burada da Viyana’da olduğu gibi klasik müzik konserlerine gidebilirsiniz. Bu arada dünyanın en pahalı Hilton’u hemen bu tarihi kilise ve burcun yanında tüm modernliği ile sırıtıyor. Böylesine tarih ve sanata önem veren bir ülke nasıl olurda bu kadar güzel bir tarihi eserin yanı başına çirkin bir mimarisi olan bu oteli inşa ettirir. Bunun için çok para ödemiş olmalılar.

Peşte tarafında görülmesi gereken bir başka yer Gül Baba türbesi. Bu türbe halen Türkiye Cumhuriyeti tarafından onarılıyor. Biz gittiğimizde malesef onarım olduğu için türbeye giremedik. Gül Baba ,Macaristan Osmanlı yönetimindeyken buraya gelmiş ve kendini Macarlara sevdirmiş bir Bektaşi dervişidir. Bugün ziyaretine gittiğinizde bir heykel ve küçük bir türbeden başka bir şey görmeyeceksiniz. Türbe Peşte tarafında evlerin arasında kalmış durumda.

Akşam olduğunda Vica caddesine çıktık. Bu cadde bizim İstiklal caddemiz gibi bir yer orada biraz alışveriş yaptık. Ancak size tavsiyem hediyelik birşeyler alacaksanız Szentendre denen şirin kasabadan almanızdır. Burası Budapeşte’ye oranla çok daha ucuz bir yer. Vica caddesinde yemek yiyebilir,döviz bozdurabilir ve keyifli yürüyüşler yapabilirisiniz. Döviz bozdururken döviz ofislerinin ışıklı panolarında döviz kurunun yazılı olmasına dikkat edin, eğer döviz kuru yazılı değilse beklediğiniz parayı alamayabilirsiniz. Parayı vermeden önce son defa yazılı olan rakamın komisyonsuz net fiyat olup olmadığını sormayı ihmal etmeyin.

Budapeşte yürüyerek rahatça gezebileceginiz bir şehir. Otelden bir harita temin ettikten sonra rahatça dolaşabilirsiniz. Şehirde iyi bir metro sistemi mevcut. Bunu duyduğumda şaşırdım çünkü Avrupa’ki 2 ci metro İngiltere’den sonra Macaristan metrosuymuş. Yine kaldığınız otelden bir metro haritası alarak metroyu kullanmayı çok çabuk öğrenebilirsiniz. Metrodan Ferenc Ter durağında inip Tuna nehri boyunca yürümeye başlarsanız karşınıza önce Great Market Hull çıkacak. Burası oldukça büyük ve tarihi bir bina. Alt katında genelde gıda maddeleri, özelliklede   kırmızı biber satılıyor, üst katında ise değişik hediyelik eşyalar bulabilirsiniz. Burayı görmenizi tavsiye ederim binanın hem dışı hemde içi ilginç. Market ziyaretinden sonra Tuna nehri kıyısında yürümeye devam ederseniz nehrin kenarındaki gezinti teknelerini görmemeniz mümkün değil. Tekneler 9 € karşılığında 1 saatlik turu ingilizce,almanca açıklamalar eşliğinde yapıyor. Gittiği en uzak mesafe Margit adası. Bu ada Tuna nehri kenarında bugün birçok sosyal tesisin ve otellerin bulunduğu halka açık bir ada. 2,5 km uzunluğundaki adaya karadan 20 dakika yürüyerek gitmek mümkün. Rivayete göre kral IV. Béla ülkesinin işgal edilmesinden usanmış ve işgal biterse ilk doğan çocuğunu bu adada bir manastır yaptırarak din işlerine adayacağına dair kendine söz vermiş. Ülkesi işgalden kurtulduğunda Margit adlı bir kızı olmuş ve kral söz verdiği gibi manastırı yaptırıp kızını buraya kapatır ancak Margit çok geç yaşta bu manastırda ölür. O günden sonra adanın ismi Margit adası olarak anılmaktadır. Sonraki yıllarda gerçekleşen Osmanlı işgali sırasında buradaki manastır yıkılmıştır. Tekne turunda bu bilgileri aldıktan sonra inip meşhur zincirli köprüye doğru yürümeye devam etmenizi öneririm bu köprüden yaya olarak geçip fotoğraf çekmek çok keyifli. Köprünün Peşte tarafından Buda tarafına geçip kısa mesafe çalışan cable car dedikleri teleferik sistemi ile kraliyet sarayına çıkabilirsiniz. Burası Fisherman’s Bastion’a oldukça yakın. Yürümeyi seviyorsanız teleferik yerine merdivenleri tırmanarakda kraliyet sarayına ulasmanız mümkün. Bugün saray sanat müzesi olarak kullanılıyor. Buradan gün batımında nefis Budapeşte ve zincirli köprü fotoğrafları çekebilirsiniz. Manzaraya kapılıp arkanızdaki müzeyi sakın ihmal etmeyin çünkü binanın gece ışıklandırması oldukça güzel fotoğraflar veriyor.


Görmeniz gerektiğini düşündüğüm bir başka yerde Kahramanlar meydanı. Buraya gelmek için bulunduğunuz yerden M1 metrosuna ulaşıp Hösök Tere durağında indiğinizde meydanın tam karşısına çıkıyorsunuz. Burası fotoğraf çekenler için oldukça güzel bir meydan, bütün turist grupları bu meydana inip etrafına bir bakınıp fotoğraf çekmeye başlıyor. Burada enteresan görüntüler yakalamak mümkün. Eşim, meydana gelip fotoğraf çekenlerin fotoğraflarını çekip bir seri hazırlamış. Ortaya oldukça komik görüntüler çıkmış. Meydandaki heykelleri ve insanları fotoğraflamak yeter derseniz sizi ziraat müzesine doğru yürümeye davet ediyorum. Girişi eski şatoları andırıyor, zaten eski bir yapı. Yapının etrafında bulunan gölde ördekler ve su yılanları var. Gölün üzerine inşa edilmiş küçük ahşap zeminli seyir terasları üzerindeki banklarda oturup güneşlenebilirsiniz. Yada birşeyler yiyerek gölde ördeklerin yılanları nasıl kovaladıklarına şahit olursunuz. O gün hava oldukça güzeldi, insanlar çoğunlukla köpekleri ile dışardalardı. Macaristan’da köpek besleyenlerin sayısı oldukça yüksek. İlerleyen günlerde evlilik kurumunun iyi işlemediğini ve insanların yanlızlıklarını gidermek için hayvan beslediklerini öğrendik. Bir Avrupa ülkesi ancak diğer ülkeler gibi çok gelişmiş olduğunu söylemem mümkün değil. Emekli olduklarında aldıkları maaşı duyduğumda bizim daha iyi durumda olduğumuzu anladım. Sadece 300 dolar civarında bir maaş alıyorlar. Sanayi yok, ülkede çalışan sadece 1 adet fabrika var. Tek geçim kaynakları turizm ve oldukça fazla turist çekiyorlar. Avrupa topluluğuna girmiş olmaktanda çok memnun değiller. Bu geçiş onlara pahalılık ve işsizlik getirmiş gözüküyor. Topluluğa girdiklerinde ülkenin tek şeker fabrikasını Avrupalı bir baska firma satın almış ancak bir süre sonra imalatın pahalıya mal olduğunu söyleyerek fabrikayı kapatıp Macaristan’a şeker ithalatına başlamışlar.  Böylece bir çok insan işsizler ordusuna katılmış.

Budapeşte’ye gelenler buradan Estergon ve Szentendre’yi de görmeden gitmiyorlar. Tabiki buraya turlar eşliğinde gidiyorlar. Fakat biz (eşim ve ben) turun iki kişi için 100 € ya mal ettiği geziyi iki kişi için yemek dahil 52 € ya yaptık. Bunun için öncelikle metro ile Arpad Hid’e gittik. Burada Estergon ve Szentendre otobüslerinin kalktığı ilk durak var. Kişi başı 5 € ödedik yolculuk bir saatten biraz fazla sürdü. Bu arada insanların belediye otobüslerine köpekleri ile rahatça bindiklerini gördük. Ayrıca belediye otobüslerinin çok dolaştığını öğrendik, git,git yollar bitmek bilmedi. Estergon küçük bir yer ve Estergon kalesi dışında sevimli bir pazarı ve küçük evleri var. Malesef kaleden geriye kalan çok küçük bir parça. Kalenin içinde Macaristan’ın en büyük kilisesi yer alıyor. İçine girip görmenizi tavsiye ederim. Bu kilisenin yerinde Osmanlı hakimiyeti sırasında bir camii varmış ancak Avusturya’lılar hüküm sürdükleri dönemde camiyi yıkarak yerine kilise inşa etmişler. Yükseklik korkunuz yoksa kilisenin çan kulesine dar yuvarlak merdivenlerden tırmanıp etrafı seyredebilirsiniz. Ayrıca çan kulesinin içinde müthiş bir eko sistemi var. Ben burada bir Türkçe şarkı söyleyip bekçiden iyi bir alkış aldım. Aşağı inip tekrar pazarın içinden geçerek Szentendre otobüsüne binmeden önce hoşuma giden bir çizmeye bakmak istedim fiyatını sorduğumda Türk parası ile sadece 15 ytl olduğunu öğrendim ve almaya karar verdim. Çizme Macar yapımımı diye sordum Türkiye’den aldıklarını söylediler. Buna çok şaşırdım çünkü Türkiye’de böyle bir çizmeyi bu fiyata almak mümkün değil. Çizmeyi satın alıp tekrar ana vatanına geri getirdim.


Estergon’dan, Szentendre’ye günde 3-4 adet otobüs kalkıyor. Bunlardan biriyle öğleden sonra 14:00 civarinda yola çıktık sanırım 30-40 km lik yolu 1,5 saat civarında aldıktan sonra Szentendre’ye ulaştık. Tekrar edeceğim ama Macaristan’da otobüsler tanrı vapuru gibi her yere girip çıkıyor ve durak araları çok kısa. Bu yüzden 30-40 km lik yollar bile bir saatten fazla sürüyor. Neyse sonunda Szentendre’ye ulaştık. Burası Tuna nehri kıyısında oldukça sevimli bir yerleşim. El sanatları ile uğraşan küçük atölyeler, küçük restaurantlar ve bir sürü hediyelik eşya satan dükkan var. Burada da Türkiye’de olduğu gibi dantel veya işlemeli masa örtülerinin satılması ve bunlara en çok Türk bayanların rağbet etmesi dikkatini çekti. Bu sevimli yeri gezmek için sokak aralarına dalmalısınız, küçük bir dükkanın yanında önünüze bir sokak sergisi çıkıyor, birden kendinizi yapıtların arasında buluyorsunuz. Dar bir sokaktan ilerlerken yolun genişleyerek Tuna nehrine açıldığı görüyorsunuz ve yol kenarlarında bakımlı güzel kafeler, güzel kokular eşliğinde sizi birşeyler yemek için kendilerine davet ediyorlar. Yürümek istemezseniz meydanda sizi eski zaman kıyafetleri ile bekleyen faytoncunun, faytonuna binerekde sokakların arasında gezinebilirsiniz. Burası birkaç saatinizi harcayacağınız ve daha öncede dediğim gibi uygun fiyatlı hediyelik eşya alabileceğiniz bir yer. Gece 23:00′e kadar Budapeşte’ye trenle dönebilirsiniz. Her 10 dakikada bir kalkan tren 1 saat içinde Budapeşte’ye ulaşıyor. Kaldığımız 3 gün içinde Budapeşte ve çevresini keşfetmeye çalıştık. Burada 4 gün geçirmeniz şehri ve çevresini sindirerek görmenize yeterli olacaktır.



13 Yorum - "Budapeşte"

  1. merhaba, birkaç gün sonra ben de Budapeşte Viyana Ve Prag turuna gidiyorum. Yazınızdan çok faydalandım notlarımı aldım, umarım iyi vakit geçiririm, hava biraz soğuk olsa da…teşekkürler…

  2. Gönül hanım,
    siteden faydalanmanıza çok sevindim. Döndüğünüzde, benim gözümden kaçırdığım birşey varsa yazmanızı isterim.İyi tatilller

  3. Merhaba,
    Site çok çok dolu ve harika!

    Çok teşekkürler
    BK

  4. 23 nisanda prag’a gidiyoruz. Budapeşte ne kadar uzaklıkta, neyle gidebiliriz ve gittiğimize değer mi? Fikrinizi almak istiyorum

  5. Nalan hanım,

    Prag, Budapeşte arası pek de yakın değil 528 km bu da yaklaşık 5 saat demek. Trenle gitmek isterseniz 656 km o da 8 saat sürüyor. Ancak Prag’da da çok güzel yerler var. Mutlaka Karl Vary ve Kutna Hora’yı görün derim. İkisi de oldukça güzel. Bir de Prag’da yemekli ortaçağ gecesi var. Kesinlikle verdiğiniz paraya değecek bir organizasyon. Vaktiniz bolsa Budapeşte’de Prag benzeri güzel bir yer.

  6. Zehra Hanım,
    Bilgilendirici yazılarınız için teşekkürler. Bratislava’dan Budapeste’ye nasıl geçebileceğim konusunda bilgi verirseniz sevinirim. Bratislava’ya iş nedeniyle gittiğimden Budapeşte’ye sabah gidip akşam dönmem gerekiyor. Şimdiden çok teşekkürler.

  7. Merhaba Derya hanım,
    Budapeşte, Bratislava arası 250 km. Eğer trene Nyugati istasyonundan binerseniz 2 saat 20 dakika sürüyor. Euro City trenler daha hızlı ancak fiyatları daha yüksek.

  8. bikaç gün sonra bu tura cıkıcagm acaba kalınan otellerin internet cafe gibi bişeleri var mı?

  9. Avrupanın neredeyse tamamındaki cafe ve otellerde internet mevcut. etmeyin

  10. slm arkadaslarben neredeyse butun dunyayı gezdım ve bızım turk ınsanları kadar cana yakın bıırını gormedım ve gercekten ben macarıstan da 2 yıl kaldım acayıp bır ülke (kalan bılır gezen degıl) ….

  11. Merhabalar, ben de eşimle 15-16 ve 22 Mayıs 2011 tarihlerinde Budapeştedeydim.ETS’nin Budapeşte-Prag-Viyana turuna katılmıştık, ancak ekstra turlara katılmak yerine kendimiz gezmeyi tercih ettik, daha ekonomik oldu, üstelik dilediğimiz şekilde zaman geçirebildik.Budapeşte gerçekten çok güzel bir şehir, Avrupa’nın en iyi ışıklandırılan şehri seçilmesi boşuna değil:) Yazınızda çok güzel anlatmışsınız herşeyi, ilave edilebilecek neler olabilir diye düşündüm, gulaş çorbası (gerçi ben Prag’daki Kolkovna restoranında içmenizi tavsiye ederim, etli ve patatesli bir çorba, oldukça doyurucu, fiyatı da çok uygundu), Tokaji şarabı (marketlerde çok çok ucuz:)), palinka içkisi (alkol oranı yüksek, kayısılı olanı tavsiye ederim), kırmızı biberi, iskambil kağıtları çok meşhur..Pahalılık sıralamasında Viyana>Prag>Budapeşte diyebilirim.

  12. Katkılarınızdan dolayı teşekkürler.. Viyana’nın pahalı olduğu kesin bir gerçek..

  13. merhabalar bende 07.09.2011-19.09.2011 tarihleri arasında budapeşte-vien-prag da idim. her 3 ü de güzel şehirler fakat prag fazla turistik geldi. Budapeşte çok daha sıcak ve güzel bir şehir. bir ülke tarihini bu kadar güzel koruyabilir. budapeştede açık hava otobüsleri ile şehir turu yapmanızı kesinlikle tavsiye ederim. türkçe anlatım ile şehri gezebilirsiniz. viyanada tur otobüsleri ile şehri gezmenize gerek yok mesafeler birbirine çok yakın yürüyerek şehri çok rahatlıkla gezebilirsiniz. çok daha keyifli olur. viyanada da aynı şekilde 1nci viyana ve 2 nci viyana görülecek yerler arasında,ama canınız türk kebabı ister ve kafanızı çevirdiginiz her yerde türk görmek isterseniz 10 ncu viyanaya gidin derim. bütün bu yerlerede metro ile rahatlıkla gidip gelebilirsiniz. 2 günlük 10 euro ya sınırsız binişli metro kartı alırsanız bütün viyanayı rahatlıkla dolaşabilirsiniz. bunun için her yerde bulabileceginiz şehir haritası ile rahatlıkla dolaşabilirsiniz. Bir şehri keşfetmenin en güzel yolu sokaklarında kaybolmak biz bunu çok güzel yaptık gidecek olan arkadaslarada tavsiye ederim. Bu arada yanınıza kalın giysiler almayı unutmayın . biz eylül ayında gitmemize ragmen hava oldukça soguktu. gidecek olanlara keyifli geziler diliyorum.


yorum yapın

Son eklenen yazılardan haberdar olmak için email adresinizi ekleyin ve gelen emaildeki onay bağlantısına tıklayın.

E-Posta Listesi
Fotoğrafçı ZehraArslan, Gelin&Damat, Doğum ve Özel Gün Fotoğrafları için
Etstur

Tatil keyfi için Etstur...