Yazan: Zehra Arslan | 25 Kasım 2008 | Yorum yok
Kategoriler: Yurtiçi
Mardin’e gelip Midyat’ı görmeden gitmek olmazdı, arabayla 45 dakika süren bir yolculuktan sonra Midyat’taydık. Farsça, Arapça, Süryanice bir karışımdan oluşan “ayna”, “mağara kenti” anlamına gelen ve Asur tabletlerindede yer alan, Matiate sözcüğünün günümüzde değişikliğe uğrayarak Midyat’a dönüştüğü söylenir. Midyat’da öncelikle Mor Gabriel veya diğer adıyla Deyrulumur manastırını ziyaret etmek istedigimiz için

neredeyse sabah görevlilerle birlikte manastırı biz açtık. Fakat itiraf etmeliyimki terörün olduğu bu günlerde 23 km lik Midyat, Mor Gabriel yolu biraz ürkütücü. 1610 yıllık tarihe sahip Mor Gabriel’i görmek için bu yoldan geçmeye değer. Mor, Süryani dilinde aziz manasına geliryormuş. Manastır 397 yılında Mor Şmuel ve Mor Şemun tarafından kurulmuştur. Ancak nadide Mardin kesme taşları, abbaraları (kemerli geçit,Mardin’de de sık rastlanan kimi zaman üzerinde ev olan geçitlere devamı
Yazan: Zehra Arslan | 23 Kasım 2008 | 1 yorum
Kategoriler: Yurtiçi
Benim gözümde bu şehir ilginç bir özelliğe sahip. Etrafındaki diğer şehirlerde terör varken, burada hayat olması gerektiği gibi sakin ve kendinizi güvende hissediyorsunuz. Demek ki herşey insanların düşüncelerinde başlıyor ve orada, beyinlerinin içinde bitiyor. Burada yaşayan insanlar terörün buraya girmesine izin vermiyorlar. Umarım diğer şehirlerimizdeki üzücü olaylar sona erer ve Anadolu eskisi gibi içindeki güzel insanlarla bir kültürler mozaği olarak baki kalır.

Mardin ile ilgili ilk aklıma gelen şey, daha arabamızdan indiğimizde etrafımızı saran çocukların bizden para istemeleri. Neden diye sorduğunuzda verecek cevapları yok ver işte diyorlar ve devamı
Yazan: Zehra Arslan | 14 Kasım 2008 | Yorum yok
Kategoriler: Yurtiçi
Şanlıurfa’ya 40-45 km mesafede olan Harran’a gitmek için sabah erkenden kalkıp yola koyulduk. Harran’ı göreceğim için içim içime sığmıyordu. Kısa bir süre sonra tabelalarda Harran yazdı. Düz bir ovanın başında bir sur göründü, surların yıkılmış olan bölümlerinden evler gözüküyordu ve motorsikletlerle buradan gelip geçen insanlar gördük. Küçük bir tur atıp,

merkeze geri dönüp nereye nasıl gideceğimizi sormak istedik, işte tamda o sırada Mahmut yolumuzu kesti. Bize 4 ayrı dilde buraları gezdirip anlatabilecegini soyledi. Kendisi ile bir miktar pazarlıktan sonra belli bir ücrete anlaştık. Bizi dünyanın bilinen ilk üniversitesi olan Harran Üniversitesinin bugünkü kalıntılarının bulunduğu yere götürdü. Malesef bu üniversiteden geriye bugün yıkık bir kule ve bir kemer kalmış durumda. Fakat buna rağmen bulunduğu yerden de kaynaklanan devamı
Yazan: Zehra Arslan | 07 Kasım 2008 | 1 yorum
Kategoriler: Yurtiçi
Yıllardır görme hayalini kurduğum Şanlıurfa, Harran, Mardin, Midyat seyahatini sonunda gerçekleştirme imkanı buldum. Hem de teröre rağmen, inatla. Her zamanki gibi seyahat programı belirlendi, birlikte gidilecek arkadaşlar ile konuşulup biletler alındı. Önce Istanbul’dan Diyarbakır’a uçakla ulaştık, oradan bir araç kiraladık yaklaşık 3,5 saatlik bir yolculuğun sonunda Urfa’ya geldik. Arabayla bir tur atıp şehrin havasını biraz kokladık.

Birlikte seyahat ettiğimiz Ömer arkadaşımız bize adeta bir ansiklopedi basıp getirmişti. Buradan edindiğimiz bilgiye göre Şanlıurfa tarihi çok eskilere dayanan bir şehir. Öylesine eskilere dayanıyorki Hz. Adem ve eşi Hz. Havva’nın hayatlarının bir kısmını burada geçirdikleri ve ilk buğdayı Harran’a ekerek çiftçilik tarihini başlaştıkları rivayet ediliyor. devamı
Yazan: Zehra Arslan | 22 Ekim 2008 | 2 yorum
Kategoriler: Yurtdışı
Bu şehre gitmeden önce hep Prag gibi bir yer düşündüm. Fazlaca beklenti ile gittim sanırım, ilk gördüğümde Prag’ı gören burayı görmese de olur dedim. Aslında haksızlık ettim, Budapeşte kendine has bir güzelliğe sahip. Geri döndüğümde fotoğraflara bakarken bunu anladım. Budapeşte’de ilk gittiğimiz yer Buda tarafında yer alan şehrin neredeyse tamamına hakim olan Gellert tepesi oldu. Bu tepeden köprüleri ve neredeyse tüm şehri

seyretmek mümkün. Bu tepede Bishop Gellert’in bir heykeli var. Bu kişi Macar’ların hristiyanlığa geçmelerinde rol oynamış. Başlangıçda Pagan olan Macarlar kendilerine sorulmadan hıristiyanlığı zorla kabul etmek zorunda kalmışlar. M.S 1000 yıllarında Macar kralı St. Stephen bir misyoner olan St. Gellert’i Macaristan’a davet etmiş bu kişi krala devamı